Danıştay 10. Daire, Esas No: 2019/6885, Karar No: 2021/5895
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/6885 E. , 2021/5895 K.
“İçtihat Metni”
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/6885
Karar No : 2021/5895
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Üniversitesi Rektörlüğü
VEKİLİ : Av. …
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacıların müşterek çocuğu …’un, eklem rahatsızlığı nedeniyle Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde uygulanan ilaç tedavisi neticesinde mide ve karaciğerinin zarar gördüğü, yanlış tedavi sonucu vefat etmesi ile sonuçlanan olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğranılan zararlara karşılık anne … için 1.000,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi, baba … için 1.000,00 TL maddi, 25.00,00 TL manevi olmak üzere toplam 52.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce; Adli Tıp Kurumundan alınan bilirkişi raporunda, davacıların çocuğuna uygulanan tıbbi tedavi sürecinde bir eksiklik olup olmadığının söylenemeyeceği, ancak mevcut verilerle idareye atfı kabil bir kusur bulunmadığı yolunda görüş bildirildiği anlaşıldığından, davalı idarenin hizmet kusurundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, ortak çocuklarını Ocak 2010 tarihinde davalı idareye bağlı Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezine eklem rahatsızlığı sebebi ile götürdükleri, fizik tedavi servis sorumlusu Prof. Dr. … tarafından muayene edilerek romatizma teşhisi konulup ilaç tedavisine başlandığı, 9 ay boyunca çocuklarının ayda bir muayene ve tetkik ettiği, ilaç tedavisinin ilk aylarından itibaren çocuklarının göğüs altında ve karın bölgesinde lekeler çıkmaya ve ağız bölgesinden kana benzer sıvılar gelmeye başladığı, şikayetlerin ilgili hekime ve ekibine iletilmesine rağmen ilgilenilmediği, mideye ve karaciğere zarar veren “Salazopyrin” ilacının kesilmediği, çocuklarının rahatsızlanması üzerine 2010 yılının Eylül ayında Van ilinde bulunan Medicalpark Hastanesine götürüldüğü, hastanede karaciğerinin iflas ettiğinin ve midesinde önemli oranda iltihap oluştuğunun tespit edildiği, 17/09/2010 tarihinde çocuklarına endoskopi yapıldığı ve 18/09/2010 tarihinde çocuklarının vefat ettiği, söz konusu olay sebebi ile Van Cumhuriyet Başsavcılığına ilgililer hakkında yapılan şikayet neticesinde soruşturma açıldığı, çocuğun mezarı açılarak Adli Tıp Kurumu tarafından 24/05/2011 tarihli rapor düzenlendiği, savcılık tarafından Yüzüncü Yıl Üniversitesinden soruşturma izni istendiği, ancak soruşturma izni verilmediğinden kamu davası açılmadığı, çocuklarının üniversite sınavına hazırlanan başarılı bir öğrenci iken hatalı uygulamalar nedeniyle vefat ettiği, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda ölüm sebebinin hizmet kusururundan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilemediği, şüphenin lehlerine yorumlanması gerektiği, davalı idare personeli tarafından gerekli tetkikler yapılmadan, yan etkileri gözetilmeden, ölüme neden olacak şekilde aşırı dozda ilaç tedavisinin uygulandığı ve ölüme sebebiyet verildiği, çocuklarının ölümü ile neticelenen olayda davalı idarenin hizmet kusurunun olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi ve Mahkeme kararının onanması gerektiği savunulmuş; davalı idare yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyada mevcut tıbbi belgelere göre; ateş, eklem ağrısı, halsizlik şikayetleri ile Sağlık Bakanlığı Bölge Hastanesi’ne başvuran davacıların müşterek çocuğu …’a “romatoid artrit” tanısı konularak “Salazopyrin, Prednol, Indometazin” ilaçlarıyla tedaviye başlanmış, ardından ellerde, ayaklarda ve dizlerde ağrı ve ateş şikayetleri ile 26/05/2010 tarihinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Prof. Dr. Dursun Odabaş Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezine başvurulmuş, burada yapılan muayene ve tahliller neticesinde çocuğa romatolojik bir hastalık olan “Erişkin Stil Hastalığı” tanısı konulmuş, hastaneye yatırılarak “prednol 16 mg tb 2×1” ilaç dozunun uygulanması sonucu şikayetleri gerilemiş, “prednol, salazoprin 500 mg 1×1, majezik SR 1×1” ilaç tedavisi düzenlenerek ve 10 gün sonra kontrol önerilerek 03/06/2010 tarihinde taburcu edilmiş, 15/06/2010, 02/07/2010, 22/07/2010 tarihlerinde Romatoloji Polikliniğine kontrole gelinmiş, sararma, bulantı, kusma şikayetleriyle 12/09/2010 tarihinde aynı hastaneye yapılan başvuru üzerine “akut hepatit” tanısıyla yatış önerilmiş, ancak hastanın kabul etmemesi nedeniyle kendi isteğiyle taburcu edilmiş, sarılık, bulantı, kusma, ateş şikayetleri devam eden çocuk 16/09/2010 tarihinde İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesin Hastanesi’ne “otoimmün hepatit” tanısı ile yatırılarak tedavi altına alınmış, 17/09/2010 tarihinde endoskopi yapılan hastada distal özefagusta lineer erozyonlar görülmüş, ülser odaklarına skleroterapi uygulanmış, takipleri devam ederken 18/09/2010 tarihinde saat 05.20’de anılan hastanede ex (ölü) kabul edilmiştir.
Olayla ilgili olarak Van Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/11229 sayılı dosyası üzerinden yürütülen soruşturma kapsamında, ölüm nedeninin belirlenmesi için fethi kabir yoluyla karaciğer ve yağ dokusundan alınan örnekler üzerinde yapılan histopatolojik inceleme neticesinde düzenlenen Adli Tıp Kurumu Kimya İhtisas Dairesi’nin … tarih ve … sayılı raporunda; iç organlarda ve yağ dokusunda yapılan sistematik toksikolojik analiz sonucunda sistematikteki maddelerin bulunmadığı, “Salazopyrin” isimli ilacın etken maddesi “Salicylazosulfapyrine” bulunmadığı tespitine yer verilmiştir.
Anılan soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’ndan alınan … tarih … sayılı raporda, dosyaya ekli ekstremite grafilerinde; periartiküler osteoporoz ve hafif subperiosteal kemik rezorbsiyon bulgularının mevcut olduğu, artritle uyumlu olduğunun görüldüğü beliritlmiş; raporun sonuç kısmında da, “…dosyada mevcut tıbbi belgelerde karışıklık olmakla birlikte yapılan incelemede 03/06/2010 tarihinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesinde ‘romatoid artrit, erişkin başlangıç stili hastalığı, jüvenil artrit’ tanısı ile Metil Prednizolon 16 mg 2×2, Salazopyrin 500 mg 2×2, Pantoprazol 40 mg 1×1, Flurbirofen 200 mg 1×1 kullanılması uygun görülerek rapor verildiği, aynı hastanenin epikrizinde ise Prednol 16 mg 1×1, Salazopyrin 500 mg 1×1, Majezik 1×1 uygun görüldüğü, 02/07/2010 tarihinde yapılan tetkiklerde karaciğer enzimlerinin yükselmiş olduğu, bu tarihten sonra ilaç dozlarının değiştirilip değiştirilmediğinin kayıtlı olmadığı, 16/09/2010 tarihinde otoimmün hepatit tanısı ile yatırıldığı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesinin epikriz raporunda son 1,5 aylık dönem içerisinde ilaç kullanılmadığı, yatış esnasında yapılan konsültasyonlara ait konsültasyon notunda mevcut hastalığına yönelik prednizolon ve metotreksat kullanıldığı anlaşılmakla ve 18/09/2010 tarihinde İstanbul Tıp Fakültesinde yatmakta iken gerçekleşen ölümü sonrası otopsi yapılarak iç organ değişimleri de araştırılmamış olduğu dikkate alındığında;
a) Kullanılan ilaçların ya toksik dozlarda ya da normal dozlarda otoimmün sistemi uyararak hepatotoksik etki oluşturabileceği ve bu etkinin ilaç kesilmesi ile gerileyebileceği gibi bazı hastalarda ise kesilse dahi hepatotoksik etkinin devam edebileceği,
b) Tıbbi belgelerde kişide saptandığı bildirilen ve tedavi düzenlenen Still, Romatoid Artrit ve Romatoid Artrit Over Lap Sendrom gibi hastalıkların, kendi seyirlerinde de otoimmun hepatit görülebileceği ve bu otoimmün hepatitin ölümcül seyredebileceği,
c) Son yatışının 1,5 ay öncesinde ilaç almadığı kayıtlı olduğundan otoimmun hepatitin ilaçlardan mı yoksa mevcut hastalıkların kendi seyrinden mi geliştiğinin ayrımının yapılamadığı, dolayısıyla tedavi aşamasında bir eksiklik olup olmadığının söylenemediği” yönünde görüş verilmiştir.
Davacılar tarafından, çocuklarına başlanılan ilaç tedavisi ve dozlarının karaciğer ve mide iflasına neden olduğu, ilaç dozları ayarlanırken kan tahlili ve karaciğer enzimlerinin de takibi gerekirken koordineli bir şekilde takip yapılmadığından çocuklarının vefat ettiği iddia edilerek maddi ve manevi tazminat istemiyle Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü ve doktor İbrahim Tekeoğlu aleyhine 05/03/2012 tarihinde … Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın, Mahkemenin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü bakımından yargı yolu yönünden, … bakımından ise husumet yönünden reddi ve söz konusu kararın 21/08/2013 tarihinde davacılara tebliği üzerine 09/09/2013 tarihinde bakılan dava açılmıştır.
İdare Mahkemesince, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’ndan alınan … tarih ve … sayılı raporda; “… kullanılan ilaçların ya toksik dozlarda ya da normal dozlarda otoimmün sistemi uyararak hepatotoksik etki oluşturabileceği ve bu etkinin ilaç kesilmesi ile gerileyebileceği gibi bazı hastalarda ise kesilse dahi hepatotoksik etkinin devam edebileceği, tıbbi belgelerde kişide saptandığı bildirilen ve tedavi düzenlenen Still, Romatoid artrit ve Romatoid artrit over lap sendrom gibi hastalıkların kendi seyirlerinde de otoimmun hepatit görülebileceği ve bu otoimmün hepatitin ölümcül seyredebileceği, son yatışının 1,5 ay öncesinde ilaç almadığı kayıtlı olduğundan otoimmun hepatitin ilaçlardan mı yoksa mevcut hastalıkların kendi seyrinden mi geliştiğinin ayrımının yapılamadığı, dolayısıyla tedavi aşamasında bir eksiklik olup olmadığının söylenemediği, ancak mevcut verilerle idareye atfı kabil kusur bulunmadığı” yolunda görüş belirtilmiştir.
Mahkeme tarafından, söz konusu rapor hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesiyle “bilirkişi” konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun’a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Kanun’un “Bilirkişi raporunun verilmesi” başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği; raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’yla kurulan Adli Tıp Kurumu 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılan değişiklik neticesinde yeniden düzenlenmiş olup; Kararnamenin 2. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 7. maddesinin 5. fıkrasında Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulunun, Adli Tıp Birinci, Yedinci ve Sekizinci İhtisas Kurulları başkan ve üyelerinden oluşacağı; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı kuralına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacılar tarafından, çocuktaki romatizmal rahatsızlığa yönelik olarak uygulanan ilaç tedavisinin ciddi yan etkileri nedeniyle karaciğer enzimleri de takip edilerek ya doz ayarlaması ya da ilaç değişimi yapılması gerekirken yapılmadığından ölümle neticelenen zararlı sonucun meydana geldiği iddia edilmektedir.
Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde; “Salazopyrin” isimli ilacın yan etkilerinde karaciğer hastalığı (hepatit) bulunduğu, ilacın dozu konusunda ise savcılıkça alınan bilirkişi raporunda, “Metil Prednizolon 16 mg 2×2, Salazopyrin 500 mg 2×2, Pantoprazol 40 mg 1×1, Flurbirofen 200 mg 1×1” kullanılması uygun görülerek rapor verildiğinin, aynı hastanenin epikrizinde ise “Prednol 16 mg 1×1, Salazopyrin 500 mg 1×1, Majezik 1×1” kullanılmasının uygun görüldüğünün yazıldığı, 02/07/2010 tarihinde yapılan tetkiklerde karaciğer enzimlerinin yükselmiş olduğunun, bu tarihten sonra ilaç dozlarının değiştirilip değiştirilmediğinin kayıtlı olmadığının belirtildiği, ayrıca sadece 02/07/2010 tarihinde değil 22/07/2010 tarihinde yapılan tetkik sonucunda da karaciğer enzimlerinin yüksek olduğu, fakat ilaç dozundaki veya ilaçtaki değişiklik hususuna ilişkin herhangi bir belgenin ya da buna ilişkin bir kaydın bulunmadığı görülmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için davacıların çocuğu…’a konulan tanı ve uygulanan tedaviler irdelenerek;
1- Vefat ettiği tarihe kadarki dönemde çocuğun rahatsızlığına yönelik olarak uygulanan tedavinin ilaç ve doz tercihi yönünden doğru tedavi olup olmadığı, alternatif tedavi seçeneğinin bulunup bulunmadığı, tedaviye yönelik yan etkisi daha az başka ilaçların tercih edilip edilemeyeceği,
2- Kullanılan ilaçların mide ve karaciğere etkileri göz önünde bulundurulduğunda, hangi aralıklarla kan tahlili yaptırılarak karaciğer enzimlerinin takip edilmesi, ilaç dozunun ayarlanması ya da değiştirilmesi gerektiği, olayda kan tahlili ile enzimlerin takip süresi ve ilaç ayarlama veya değiştirme süresinin uygun olup olmadığı, eksiklik bulunup bulunmadığı,
3- Çocuğun 02/07/2010 ve 22/07/2010 tarihlerindeki kan tahlili sonuçlarında karaciğer enzim değerlerinin yükseldiğinin tespiti üzerine buna yönelik yapılmış bir tedavi olup olmadığı, mevcut tabloda ilaç dozlarının ya da ilacın değiştirilmesinin gerekip gerekmediği, bu kapsamda ilgili hekimlerce yapılan işlemlerin yeterli olup olmadığı,
4- Çocuğun fethi kabir suretiyle yapılan otopsisinde, sistematik toksikolojik analiz sonucunda, tedavisinde kullanılan “Salazopyrin” isimli ilacın etken maddesi olan “Salicylazosulfapyrine” maddesinin vücudunda bulunmadığı tespiti ile İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesinin 16/09/2010 yatış, 18/09/2010 çıkış tarihli epikriz raporunda, son 1,5 aylık dönem içerisinde ilaç kullanılmadığı bilgisi birlikte değerlendirildiğinde, bu durumun çocuğa uygulanan ilaç tedavisinin durdurulduğu anlamına gelip gelmediği, anılan maddenin vücudunda bulunmamasına rağmen çocuğun otoimmün hepatit hastalığı sonucu hayatını kaybetmesinin mevcut hastalığından mı, yoksa kullanılan ilaçlardan mı kaynaklandığı, hususları ile davalı idareye ait hastanede yapılan tıbbi uygulamaların tıp kurallarına uygun olup olmadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan raporun yukarıda sayılan hususları karşılamadığı açık olup, konu ile ilgili uzmanlardan oluşacak Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulundan (olayda ilgisi bulunduğundan romatoloji uzmanı, iç hastalıkları uzmanı, genel cerrahi uzmanının da bulunduğu) tarafların tüm iddia ve itirazlarını karşılayacak yeni bir rapor istenilmesi gerektiğinden, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Ayrıca, Mahkemece bozma üzerine yeniden yapılacak yargılamada, davacıların çocuğuna uygulanan ilaçların (özellikle “Salazopyrin” isimli ilacın) yan etkisi konusunda hasta yakınlarının bilgilendirilip bilgilendirilmediğinin araştırılması gerektiği gibi; hasta dosyasındaki bilgi ve kayıtların (uygulanan ilaçlara ve dozlarına yönelik çelişkili ve/veya eksik bilgiler gibi) yeterli/tutarlı olmaması nedeniyle davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespit edilemediği sonucuna varıldığı takdirde, kayıtların usulüne uygun tutulmaması yönündeki kusurlu idari faaliyet nedeniyle hakkaniyetli ve makul bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği de tabiidir.
Öte yandan, işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup; davalı idareye bağlı hastanede doktor … haricinde çocuğun tedavisine katılan hekimlerin de tespit edilerek, Mahkemece, bozma kararı üzerine yeniden yapılacak yargılamada dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen davanın ilgililere re’sen ihbarı gerektiği açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
