Danıştay 4. Daire, Esas No: 2017/2361, Karar No: 2021/10765
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2017/2361 E. , 2021/10765 K.
“İçtihat Metni”
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2017/2361
Karar No : 2021/10765
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …Vergi Dairesi Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
İSTEMİN KONUSU :…Bölge İdare Mahkemesi …. Vergi Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacının 2004-2009 yıllarında yönetim kurulu üyesi olduğu asıl borçlu ……Makine San. ve Tic. A.Ş.’ne ait vergi borçlarının tahsili amacıyla Eskişehir İli, Odunpazarı İlçesi, …ada, …parsel üzerinde bulunan gayrimenkulü üzerine konulan haczin kaldırılması istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. Vergi Mahkemesince verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı kararda; davacının, 28/09/2004 tarihli olağan genel kurul toplantısıyla …Mak. Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin yönetim kurulu üyeliğine seçildiği, aynı günlü toplantıda yönetim kurulunca …’nün üç yıl süreyle yönetim kurulu başkanı sıfatıyla tek başına şirketi temsil yetkisinin verildiği, daha sonra 29/12/2006 tarihli olağan genel kurul toplantısıyla davacının yeniden yönetim kurulu üyeliğine seçildiği, aynı günlü toplantıda yönetim kurulunca …’nün üç yıl süreyle yönetim kurulu başkanı sıfatıyla tek başına şirketi temsil yetkisinin verildiği, 29/12/2009 tarihinde yönetim kurulu üyeliği sıfatı sona eren davacının bu tarihten sonra yönetim kurulunda görev almadığı, şirketi temsil konusunda yetkisi bulunmayan davacının salt 2004 tarihinden itibaren yönetim kurulu üyesi olması dolayısıyla şirket borçlarından ötürü kanuni temsilci sıfatı ile takibi mümkün bulunmadığından, davacının şirket borçlarından sorumlu tutularak gayrimenkulü üzerine konulan hacizde yasal isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; 2004 ve 2007 yıllarında yapılan genel kurullarda davacının, borçlu şirketi, yönetim kurulu başkanıyla birlikte müşterek imzalarıyla ilzama ve taahhüt altına sokmaya yetkili kılındığı Ticaret Sicili Gazetesi örneklerinden görüldüğü, Dairelerince 31/05/2017 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevaptan, borçlu şirketin 6111 ve 6552 sayılı Kanun’lardan faydalanmakla birlikte borçlarını ödemediği ve bunun üzerine de tekrar şirkete yönelik takip yapılmadan kanuni temsilci olarak davacının takip edildiğinin anlaşıldığı, bu durumda şirketin vergi borçlarının 6111 ve 6552 sayılı Kanun’lar uyarınca yapılandırma sonucu taksitlendirilip ödenmeyen yeni bir borca dönüştüğü anlaşıldığından, önce borçlu şirkete yönelik bir takip yapılmadan davacının takibe alınmasında ve adına kayıtlı taşınmaza uygulanan haciz işleminde hukuka uygunluk bulunmadığından, davayı kabul eden mahkeme kararı sonucu itibarıyla yerinde olup davalı idare itirazları kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediğinden istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı hakkında yapılan iş ve işlemlerin yerinde ve yasal olduğu, mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu …Bölge İdare Mahkemesi …. Vergi Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 23/12/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde, tüzelkişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği, kanuni temsilcilerin bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı belirtilmiştir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği hükme bağlanmıştır.
Kanuni temsilcilerin, şirket borcundan dolayı takip edilebilmesi için öncelikle usulüne uygun olarak asıl borçlu şirket hakkında kesinleşmiş bir vergi borcunun bulunması ve usulüne uygun tüm takip yollarının tüketilmesine karşın, borcun tüzelkişiliğin varlığından tamamen veya kısmen alınamadığının açıkça ortaya konulmasından sonra kanuni temsilci olarak sorumlu tutulacağı dönemler dikkate alınarak takibi yoluna gidilmesi gerekmektedir.
Yeniden yapılandırma yasaları olarak da nitelendirilen kimi özel yasalar kapsamında yükümlülere, vergi borcunun, miktarı ve vadesi değiştirilip yeni bir ödeme planına bağlanarak, ödenmesi konusunda kimi koşullarla kolaylıklar sağlanmaktadır. Yeniden yapılandırılan borcun ödenmemesi halinde, diğer bir deyişle yapılandırmaya ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle hakkın kaybedilmesi ve bunun sonucunda yapılandırmanın iptali durumunda tahsil işlemlerine kalındığı yerden devam edilmesi yasa gereğidir.
Amme alacağının özel yasalara göre ödenmek üzere başvuruda bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması, zamanaşımına olan etkisi dışında, asıl borçluya ait amme borcunun ödenmemesi halinde kanuni temsilcinin sorumluluğunu düzenleyen kurallar gereğince, borcun takibinde gelinen aşamayı değiştirmez.
6111 ve 6552 sayılı Kanunlar kapsamında borcun ödenmesi amacıyla asıl borçlunun başvuruda bulunmuş olmasının, başvuru tarihinden önce amme alacağının tahsili için ilgili yasalara göre başlatılan/yapılan takip işlemlerini durdurmakla birlikte yapılandırma koşullarına uyulmaması ve kanundan yararlanma hakkının kaybedilmesi önceki takip işlemlerini geçersiz hale getirmeyeceği, takibin yeniden başlatılmasını gerektirmeyeceği gibi anlık kesinleşmiş olan amme alacaklarının yapılandırma nedeniyle bir ödeme varsa mahsup edilmekle birlikte kaldığı yerden hem asıl borçlu şirket hem kanuni temsilci ve ortakları için devam ettirilmesi 6183 sayılı Kanun gereğidir.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emri düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından aksi gerekçe ile verilen kararın bozulması gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyoruz.
