Danıştay 6. Daire, Esas No: 2021/9703, Karar No: 2021/14596
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2021/9703 E. , 2021/14596 K.
“İçtihat Metni”
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2021/9703
Karar No : 2021/14596
TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- … Bakanlığı – …
VEKİLİ : …
2- … Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
3- … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: İstanbul İli, Avcılar İlçesi, … Mevkii, … pafta, … parselde bulunan 8/230 arsa payıyla … Sitesi, … Blok … nolu bağımsız bölüm sayılı taşınmazın maliki olan davacı tarafından, taşınmazın 28.06.2005 tarih ve 2005/109 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile “Afete Maruz Bölge” ilan edilen alanda kalması nedeniyle, idarelerin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğranıldığı öne sürülen 120.000,00-TL maddi ve 20.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yürütülecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 22/01/2013 tarih ve E:2012/7457, K:2013/41 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozma kararına uyularak davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının Danıştay Ondördüncü Dairesinin 28/03/2017 tarih ve E:2017/431, K:2017/1830 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozma kararına uyularak davanın kısmen kabulü ile 75.790,94-TL maddi tazminat ile 20.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihi olan 20.08.2010 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte herbir davalı idareden eşit oranda (1/3) alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat talebi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
1-Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından; husumetin idareleri ile görülemeyeceği, husumetin Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile görülmesi gerektiği, sorumluluğun idarelerinde değil ilgili belediyelerde olduğu, idarelerinin hizmet kusuru bulunmadığı, müterafik kusurun belirlenmesi gerektiği, enkaz bedelinin tazminat rakamından düşülmesi gerektiği, manevi tazminatın zenginleşme aracı olarak kullanıldığı belirtilerek, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
2-İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından; idarelerinin hizmet kusuru bulunmadığı, dava konusu işlem ve eylemlerle idareleri arasında uygun illiyet bağının bulunmadığı, manevi tazminata hükmedilemeyeceği belirtilerek, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
3- Avcılar Belediye Başkanlığı tarafından; faiz başlangıcının hatalı belirlendiği, önceki bozma kararında 10.000,00-TL manevi tazminat miktarı hususunda bozma yapılmadığı, bu kısmın kesinleşmiş olduğu, bu sebeple yeniden yapılan yargılamada, 20.000,00-TL manevi tazminata karar verilemeyeceği, aksi durumda da manevi tazminata hükmedilemeyeceği, dava konusu heyelan nedeniyle herhangi bir kusur ve sorumluluklarının bulunmadığı, bu dosyada belirlenen kusur oranı ile farklı dosyalarda belirlenen kusur oranlamaları arasında çelişki olduğu, yapının 2981 sayılı Af Yasası ile yapı kullanma izni aldığı, imar mevzuatına aykırılığın saptanması halinde bu yapılardan doğan zararın idareye ödettirilemeyeceği kuralının işletilmesi gerektiği belirtilerek, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacı tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ … ‘IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kısmen kabul, kısmen reddi ile mahkeme kararının maddi ve manevi tazminat miktarlarına ilişkin kısmının onanması, diğer kısımlarının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden, yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmeksizin, 29/10/2021 günlü, 31643 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 1. maddesi uyarınca, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Altıncı Kısmının Dördüncü Bölümünün başlığı “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği” şeklinde değiştirildiğinden husumetin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına yöneltilmesine karar verilerek, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Dava konusu taşınmazın bulunduğu Avcılar İlçesi için Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve bazı kamu kurumlarınca farklı tarihlerde yapılan araştırma ve tespitlerde, ilçe geneline yönelik; ”Marmara denizi kıyıları killi ve marnlı serilerle örtülü bulunduğundan heyelana müsaittir, bu kısımlar gerekli önlemler alınmadıkça iskan için sakıncalıdır” görüşüne yer verildiği, 1971 yılında yapılan bu tespitte, evlerin fazla katlı olmaması, hafif malzemeden yapılması, derin kazılar yapılmaması, yüzey suyu drenajı yapılması, kıyıdan itibaren kademeli olması ve istinat duvarı yapılması gerektiğinin ifade edildiği, yine Bakanlıkça 1977 yılında Boğaziçi Üniversitesine hazırlattırılan raporda; yamaçları heyelanlı ve heyelana müsait olmaları nedeniyle ancak düşük eğimli ve potansiyel heyelan alanlarında zemine fazla yük vermemek ve kazıdan kaçınmak şartı ile tek katlı ve bahçeli evler yapılmasının mümkün olabileceğinin belirtildiği, İller Bankasınca hazırlanan 1981 tarihli rapora göre Avcıların turistik tesis alanı olarak, kamp alanı ve iki katlı yapı alanı olarak gösterildiği, davaya konu alanın, 1981 yılında İller Bankası tarafından hazırlanan ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığının onayladığı nazım imar planı ve 1982 tarihli Avcılar Belediye Başkanlığının hazırladığı uygulama imar planı ile yerleşime açıldığı ve zaman içerisinde çok katlı yerleşime izin verildiği, anılan planların hazırlandığı tarihlerde yürürlükte bulunan mülga 6785 sayılı İmar Kanununun 1605 sayılı Kanunla değişik 26. maddesiyle nüfus ve il veya ilçe merkezi olması ölçütlerine göre yol istikamet planları ile imar planlarını belediyelerin yaptırmaları mecburiyeti getirildiği ve 29. maddesiyle imar ve yol istikamet planlarının İmar ve İskan Bakanlığının tasdikiyle kesinleşeceği ve yürürlüğe gireceğinin hüküm altına alındığı, Bakanlığın onay yetkisi planların hukuki varlık şartlarından olduğundan, bu planlara ilişkin çok katlı yerleşime izin veren ilçe belediyesinin yanında Bakanlığın ve Mülga 3030 sayılı Kanundan kaynaklanan denetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen, imar yükümlülüklerini ilçe belediyesi ile birlikte kullanan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının hizmet kusurlarının bulunduğu, Mülga 180 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 9. maddesinin g bendinde de, afetle ilgili daimi iskan yerleşmelerinde imar planlarını ve alt yapı tesisleri planlarını ve bunlara ait etüd, harita, proje ve keşifleri yapmak veya yaptırmak, re’sen onaylamak veya onaylanmasını sağlamak, inşaat işlerini yapmak veya yaptırmak konularında Bakanlık Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün yetkili olduğunun hükme bağlandığı, 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile de Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından yürütülen görevlerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına geçtiği, Avcılar İlçesi, … Mevkii, … pafta, … parsel sayılı taşınmazın 28.06.2005 gün ve 2005/109 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile “Afete Maruz Bölge” ilan edilen alanda kalması ve yıkılması nedeniyle uğranıldığı öne sürülen 120.000,00-TL maddi, 20.000,00-TL manevi zararın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiş, son fıkrasında ise, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dosyanın incelenmesinden; tazminat miktarının kusur oranları nispetinde davalı idarelere ayrı ayrı yükletildiği anlaşılmakla birlikte, yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen ve hükme esas alınan raporda; davalı idarelerin eşit oranda kusurlarının bulunduğu tespitlerine yer verildiği görülmektedir.
Uyuşmazlıkta; aynı maddi olaya ilişkin başka davacılar tarafından açılan tazminat davalarında, farklı Mahkemeler tarafından yine farklı bilirkişi heyetlerine yaptırılan incelemeler neticesinde; olaya ilişkin sorumluluklar üzerinde, aynı parselde bulunan yapılara ilişkin aynı veriler değerlendirildiği halde, değişik kusur oranlamaları üzerinden birbiri ile çelişik kararlar verildiği anlaşılmaktadır. (15929 sayılı parselde bulunan … Sitesi … . Blok … ve … nolu bağımsız bölümlere ilişkin başka dosyalarda yapılan yargılamalarda -Dairemizin 03.11.2020 tarih ve E:2020/5018, K:2020/10303 – 03.11.2020 tarih ve E:2020/4804, K:2020/10319 sayılı kararları ile onanan … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ve … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı- yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen ve hükme esas alınan rapor incelendiğinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin %60, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının %30 ve Avcılar Belediye Başkanlığının da %10 oranında kusurlarının bulunduğu tespitlerine yer verildiği görülmektedir.)
Bu durumda; aynı parsellerde bulunan ve aynı aykırılıkları içeren yapılar hakkında hüküm birlikteliğini sağlamak adına, emsal diğer dosyalardaki kusur oranlarına dair bilirkişi incelemeleri de dikkate alınmak suretiyle (gerekirse tüm davalar için aynı bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle) tazminat miktarının kusur oranları nispetinde davalı idarelere ayrı ayrı yükletilmesi gerektiğinden, hesaplanan maddi zararlar ile takdir edilen manevi zararların tazmini yükümlülüğünün davalı idarelere, kararda belirtilen şekilde eşit oranda yüklenerek hüküm kurulmasında hukuki isabet görülmemiştir.
Diğer yandan; hükme esas alınan bilirkişi raporunda, maddi tazminata esas bedel, yapının 11.08.2015 tarihinde yıkılmış olması sebebiyle, 2015 tarihi itibarıyla hesaplandığı halde, faiz başlangıcı olarak, 20.08.2010 yılı olan dava tarihinin belirlenmesinde hukuka uyarlık bulunmamakta olup, bozmaya uyulması durumunda yeniden yapılacak yargılamada; maddi tazminata uygulanacak faiz başlangıcı olarak değer tespitinde esas alınan 11.08.2015 olan yıkım tarihinin kabul edilmesi gerekmektedir.
Öte yandan; bozmaya uyulması durumunda yeniden yapılacak yargılamada 75.790,94-TL maddi, 20.000,00-TL manevi tazminat bedelinin kabulüne ilişkin İdare Mahkemesi kararının sadece davalı idareler tarafından temyiz edildiği dikkate alındığında, Mahkemenin, bozma kararına uymak veya ilk kararında ısrar etmek olanağının bulunduğu, bozma kararına uyan Mahkemenin de ancak bozmada gösterilen esaslara uygun olarak işlem yapmak ve hüküm vermek mecburiyetinde olduğu; Mahkemece, bozma kararına uyulmakla taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine olmak üzere, kesinleşen kısımları da aşacak şekilde karar verilemeyeceği, önceki aşamada verilen kabul kararındaki miktarın aşılmasının davalılar yönünden aleyhe bozma yasağı ilkesine aykırılık teşkil edeceği hususu da göz önüne alınarak karar verilmesi gerektiği gibi, yargılama giderleri hususunda da (yargılamanın önceki aşamaları da dikkate alınarak, tahsilde tekerrüre sebebiyet verilmeyecek şekilde) yeniden karar verileceği açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davalıların temyiz istemlerinin kabulüne,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının, temyize konu kısmının, BOZULMASINA,
3. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere 28/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
