Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, Esas No: 2021/1282, Karar No: 2021/3250
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/1282 E. , 2021/3250 K.
“İçtihat Metni”
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/1282
Karar No : 2021/3250
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 17/11/2020 tarih ve E:2016/57828, K:2020/5194 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 17/11/2020 tarih ve E:2016/57828, K:2020/5194 sayılı kararıyla;
Davacının, 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi görülmediğinden işin esasına geçilerek; “Maddi Olay ve Hukuki Süreç” ile “İlgili Mevzuat”a yer verilmiş; “Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç”, “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler”, “Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü”, “Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği” başlıkları altında genel; “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, Dairelerinin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediğinin görüldüğü,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, üniversitede örgüt evinde kaldığı ve ortaokul öğrencilerine ders anlattığına, hâkim savcı adaylık döneminde örgüte ait staj evlerine kaldığına ve diğer hususlara yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu işlemden önce kendisine savunma hakkı verilmediği; önce görevden uzaklaştırıldığı ancak 2802 sayılı Kanun’a göre bunun devamı getirilmeden dava konusu işlemin tesis edildiği, kanunların geriye yürümezliği ilkesinin ihlal edildiği; HSK’nın davaya 2802 ve 6087 sayılı yasaların uygulanmayacağını iddia etmesinin yasal bir temelinin bulunmadığı; uyuşmazlık konusu eylemin 2802 sayılı Yasa’nın 69. maddesindeki meslekten çıkarma işlemi olduğu, disiplin işlemi niteliğinde olduğundan olayda disiplin hukukunun kurallarının işletilmesinin gerektiği; davalı idarece gönderilen savunmalarda bireyselleştirmede esas alındığını ileri sürdüğü belgelerin meslekten çıkarmadan sonra tesis edilen işlemler olduğu, davalı idarece dava konusu işlemde kişiselleştirme yapılmadığı; makul sürede yargılanma, davanın iyi incelenme, gerekçeli karar alma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği; tanıkların beyanlarının güvenilirliğinin denetlenmesi açısından anlatımlarda geçen tarihi bilgi ve maddi vakıaların uygunluğunun araştırılıp tespitinden sonra hükme esas alınması gerekirken, tanıkların soyut, birbiriyle çelişkili ve hayatın olağan akışıyla uygun düşmeyen beyanları esas alınarak hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğu; lehine delillerin göz ardı edildiği, delil olarak değerlendirilemeyecek hususlara delil kıymeti verildiği, hükmü veren ilk derece mahkemesinin tarafsızlığını kaybettiği kanaatlerinin mevcut olduğu; F.D.’nin ceza yargılamasında ifadesinin alınmadığı, bu şahsa tanık sıfatıyla sorular sorma hakkının tanınmayarak savunma hakkının kısıtlandığı; E.Y.’nin beyanlarının lehine ifadelerle dolu olduğu, staj evinde üç ay kaldığı yönündeki beyanın dahi ifadenin tümüyle birlikte değerlendirilirse lehe bir delil olduğu, zira örgüt üyeliği ile suçlanan bir şahısın 13 aylık staj süresinin sadece 3 ayını bahse konu staj evinde geçirmesi, sonrasında ise örgütün para istemesi nedeniyle kavga edip ayrılmış olmasının mahkemenin gerekçeli kararında örgüt üyeliği için gerekli gördüğü sıkı hiyerarşik bağın içinde olmadığını gösterdiği; tanık ifadeleri olarak belirtilen hususların yalan ve yanlış beyanlar olduğu, sanıktan tanık olamayacağı; tanığın, kamuya açık duruşmada ve sanığın huzurunda ifadesini tekrarlaması ve tanığı sorgulama hakkı tanınmasının gerektiği, lehe olan tanıkları aleyhe tanıklarla aynı şartlarda duruşmaya getirtip dinletme hakkının ihlal edildiği, ceza mahkemesi önünde yaşanan bu eksikliğin Daire önünde giderilmeden, ceza dosyasındaki itirafçı tanık/sanık beyanlarına dayanılması sebebiyle kararın bozulması gerektiği; salt tanık ifadesi ile idari yargıda işlem tesis edilemeyeceği; Daire kararında vekâlet ücretinin karar kesinleşmeden tahsil edilemeyeceğine yönelik hüküm kurulması gerekirken bunun yapılmadığı, bütün tanıkların anlatımları doğru ve usule uygun alınmış bile olsa, hepsinin anlatımlarının 17-25 Aralık 2013 öncesine ait olduğu, bu nedenle bunların hiçbirisinin suç olarak değerlendirilemeyeceği; Danıştay Savcısının “Ceza dosyasının bekletici mesele” yapılmasına yönelik mütalaasına rağmen hukuka aykırı karar verildiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danştay Beşinci Dairesinin temyize konu 17/11/2020 tarih ve E:2016/57828, K:2020/5194 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderlerinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına,
4. Kesin olarak, 22/12/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
