Danıştay 3. Daire, Esas No: 2019/7574, Karar No: 2022/781

Danıştay 3. Daire Başkanlığı 2019/7574 E. , 2022/781 K.
“İçtihat Metni”

T.C.
D A N I Ş T A Y
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2019/7574
Karar No : 2022/781

TEMYİZ EDENLER :1- (DAVACI) …
VEKİLİ: Av. …

2-(DAVALI) : …Vergi Dairesi Müdürlüğü
VEKİLİ: Av. …

İSTEMİN KONUSU : …. Vergi Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin …Bölge İdare Mahkemesi …. Vergi Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, …Kimya ve Kozmetik Ürünleri Ambalaj Gıda Nakliyat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nden alınamayan 2011 ila 2013 yıllarına ait muhtelif kamu alacağının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen …tarih ve …ile …takip numaralı ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: 13/09/2005 tarihli ana sözleşmeye göre ilk beş yıl için %50 paylı ortak olan davacının kanuni temsilci olarak atandığı müdürlük görevinin 2010 yılında sona erdiği, bu yıldan sonra şirket tarafından yeni müdür seçilmediği, …tarih ve …sayılı Hisse Devir Sözleşmesiyle davacının asıl borçlu şirketteki hisselerini devrettiği, hisse devir sözleşmesinin Uluçınar Vergi Dairesi Müdürlüğü’ne 22/04/2012 tarihinde bildirdiği, ödeme emrine konu kamu alacaklarının ise beyan edilen vergilerin vadesinde ödenmemesinden kaynaklandığı, sözü edilen alacakların tahsili amacıyla asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin bilinen adreste tebliğ edilememesi üzerine ilanen tebliğ edilmeye çalışıldığı, uyuşmazlık konusu kamu alacakları için asıl borçlu şirket nezdinde yapılan malvarlığı araştırması sonucu şirket adına kayıtlı bir binek araca rastlandığı, başkaca bir malvarlığının bulunmaması üzerine davacıdan tahsili yoluna gidildiğinin anlaşıldığı olayda, davacının kanuni temsilcilik görevinin 2010 yılında sona erdiği, şirkete yeniden müdür seçilmediğinden şirket ortaklarının birlikte şirket müdürü olduğu, 16/04/2012 tarihinde noter onaylı hisse devir sözleşmesi ile ortaklıktan ayrılan ve durumu 22/04/2012 tarihinde davalı idareye bildiren davacının kanuni temsilcilik görevinin 2012 yılının Nisan ayında sona erdiğinin kabulü gerektiği, bu durumda asıl borçlu şirketteki kanuni temsilcilik görevi 2012 yılının Nisan ayında sona eren davacının, şirketin 2012 yılının Nisan döneminden sonraki vergi borçlarından kanuni temsilci olarak sorumlu tutulamayacağı açık olduğundan dava konusu ödeme emirlerinde, 2012 yılının Nisan ayından sonraki döneme ilişkin kamu alacakları yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı, 2012 yılının Nisan ayından önceki dönemlere ilişkin kamu alacaklarıyla ilgili olarak asıl borçlu şirkete gönderilen ödeme emirlerine ilişkin tebligatın, 213 sayılı Kanunun 102.maddesinin son fıkrasında öngörüldüğü şekiyle yapılmadığı, zira tebligatın anılan maddede sayılan kişilerden imza alınmadan doğrudan posta memuru tarafından tarih ve imza konulmak suretiyle vergi dairesine iade edildiği görüldüğünden, mutad tebliğ usulleri denenerek sonuç alınamadığı hususu hukuka uygun olarak belirlenmeden ilanen tebliğ yoluna gidilemeyeceğinden, ödeme emirlerinin değinilen kısmının da hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle dava konusu ödeme emirleri iptal edilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davacının, asıl borçlu şirkette 16/04/2012 tarihi itibariyle temsil yetkisi bulunmadığı, bu nedenle beyan üzerine tahakkuk eden 2011, 2012 ve 2013 takvim yıllarının muhtelif dönemlerine ilişkin vade tarihi 16/04/2012 tarihinden sonrasına rastlayan borçlardan kanuni temsilci sıfatıyla sorumlu tutulması mümkün olamayacağından borcun doğumuna kendi kusuru ile sebep olmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle Vergi Mahkemesi kararının 6 takip numaralı ödeme emri ile 5 takip numaralı ödeme emrinin vade tarihi 16/04/2012 tarihinden sonrasına isabet eden borçlara ilişkin kısmı yönünden iptaline ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen davalı idare istinaf başvurusu belirtilen gerekçeyle reddedilmiştir.
Dava konusu …takip numaralı ödeme emrinin vade tarihi 16/04/2012 tarihinden öncesine isabet eden borçlara ilişkin kısmı yönünden ise, söz konusu borçların tahsili için asıl borçlu şirket adına düzenlenen …tarih ve …takip numaralı ödeme emrinin 21/05/2012 tarihinde, …tarih ve …takip numaralı ödeme emrinin ise 16/03/2012 tarihinde tebliğ edildiği, şirket adına haciz varakaları düzenlenerek yapılan mal varlığı araştırmalarında borcu karşılayacak mal varlığı bulunmadığının anlaşılması üzerine davacı adına sözü edilen borçların tahsili için ödeme emri düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusu bu yönden kabul edilerek Vergi Mahkemesi kararının bahsi geçen ödeme emrinin söz konusu kısımları yönünden iptaline ilişkin hüküm fıkrası kaldırıldıktan sonra dava bu yönden reddedilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI:
Davacı tarafından, 16/04/2012 tarihi itibariyle şirketin ödenmemiş herhangi bir vergi borcu bulunmadığı, şirket hakkında takip tamamlanmadan kendisinden tahsil yoluna gidilemeyeceği, alacağın zaman aşımına uğradığı ileri sürülerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir.
Davalı idare tarafından, ilgili dönemlerde asıl borçlu şirketin kanuni temsilcisi olduğu anlaşılan davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir.

TARAFLARIN SAVUNMALARI : Taraflarca savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz istemlerinin reddine,
2. Temyiz istemlerine konu Vergi Dava Dairesi kararının ONANMASINA,
3. Davacıdan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca …-TL maktu harç alınmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ilgili Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 28/02/2022 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.

(X)-KARŞI OY :

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Kanuni Temsilcilerin Ödevi” başlıklı 10. maddesinde, tüzelkişilerin ödevlerinin kanuni temsilciler tarafından yerine getirileceği ve Kanunda yazılı ödevlerin yerine getirilmemesi yüzünden mükelleften alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyen kanuni temsilcilerin malvarlıklarından alınacağı kuralı ile tüzelkişilerin borcundan dolayı kanuni temsilcilerinin malvarlıklarına gidilebilmesinin “kanuni bir ödevin yerine getirilmemesi” şartına bağlanmıştır. Diğer bir ifade ile kanuni temsilciler şirketten tamamen veya kısmen alınamayan amme borcundan her halükarda sorumlu tutulmamışlardır.
213 sayılı Kanunda vergisel ödevler arasında sayılmayan “vergi ödeme” eylemi bir ödevin değil, bir borcun yerine getirilmesidir. Bu borcun ödenmemesi halinde de 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un ilgili hükümleri uyarınca mükellef veya vergi sorumlusundan tahsili yoluna gidilmesi gerekir.
Bu nedenle Vergi Usul Kanununda sayılan vergisel ödevlerini yerine getirip getirmediğine bakılmaksızın şirketin amme borcunu sırf vadesinde ödememiş olmasından dolayı kanuni temsilciyi sorumlu tutmak Kanun’un lafzına ve amacına aykırı düşecektir.
…Kimya ve Kozmetik Ürünleri Ambalaj Gıda Nakliyat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nden alınamayan kamu alacağının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen dava konusu ödeme emirleri içeriği beyan üzerine tahakkuk eden vergilerin ödenmemesi tek başına vergisel ödevin yerine getirilmemesi anlamına gelmeyeceğinden, dolayısıyla davacının 213 sayılı Kanunu’nun 10. maddesinde belirtilen ödevi yerine getirmediğinden bahisle kanuni temsilci sıfatıyla takibinde hukuka uygunluk görülmediğinden, davacı temyiz isteminin kabulüyle Dava Dairesi kararının 20/08/2013 tarih ve 5 takip numaralı ödeme emrinin vade tarihi 16/04/2012 tarihinden öncesine isabet eden borçlara ilişkin kısmı yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasının bozulması, davalı idare temyiz isteminin ise bu gerekçeyle reddi gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir